Yergi 1
Bu yazıdan kendine ders çıkarmayacakların gırtlağında iltihap olması dileğiyle başlıyorum yazıya…
Eğitim sistemimiz ve 2 darbe görmüş ebeveynlerimiz modern Türk gencini biyolojik silaha çevirmiştir. Zaten tarihimiz de yeterince gazlamaktadır. Ama arkadaşlıklar önemli. Bu yüzden sürekli birbirlerine ateş açmamalıdırlar yoksa yalnızlık fena koyar… Ego çöküntüsünden bile fazla koyar. Bu yüzden birbirlerinin kuyularını kazmakla idare etsinler şimdilik; onun dışında birbirlerinin yüzlerine gülsünler.
Bu yüzden 2 veya 3 veya daha çok Türk genci örgütlenirse… Dolu silahları işe yarasın diye bir hedef belirler ve ateşler.
Çözüm üretmezler, sadece birbirlerine zarar vermemek için başka bir şeye nefretini kusarlar. Böylece ikiyüzlülüğü de öğrenirler.
Zaten ergenler hormonları yüzünden muhalifler… Üniversite gençliği de ergenlikten alışkanlık edinmiş eleştirmeyi, ondan önceki kuşak da bu alışkanlığı bozmayı akıl bile etmemiş… Evliliktir iş hayatıdır derken, orta yaşlarda bile ergenlikten kalma alışkanlıkları koruyor insanlar, inatla ve kararlılıkla.
Sonuçta hepsi hala daha ergen… Sadece bazılarının sivilcesi yok. Bazıları lise üniforması yerine takım elbise giyiyor, bazısı rastalı, bazısı pipo içiyor… Neyse bu bambaşka bir konu.
Türk evladı ukaladır. İstanbul evladı daha da ukaladır. Kendi fikrine veya ”Doğrusuna” (Gerçeğine) ters düşen herhangi bir önerme ile karşılaşırsa boyut değiştirir. Zombiye dönüşür. (Gerçek manada) Beynine sıkana kadar kendi doğrusunu savunur.
Hal böyledir, ve herkes bunu bilmektedir. Ben niye anlatıyorum ki…
Gereksiz yere gerginlik çıkmasın diye İstanbul evladı ve genel olarak Türk evladının iletişimden anladığı şöyle özetlenir,,, diyecekken kirpiler ve kaplumbağaların aslında durumu gayet iyi özetlediğini farkettim. İkisi de küçük hayvanlar. (Düz mantık: İnsan ne kadar küçükse o kadar savunma mekanizmasına ihtiyaç duyar.) Türk evladı biraz kirpi ve kaplumbağa sentezi bir canlı, lakin kromozom sayılarının bile eşit olduğunu sanmıyorum. Buradan saygı ve güvene sıçrıyorum.
Saygı ve güven konusunda ne camilerde vaaz veriliyor ne de okulda öğretiliyor. ”Andımız” zaten ezbere okunur, geleneksel bir gereklilik olduğu için aslında ne olduğu asla bilinmez.
Ama saygı ve güvene dönelim.
Güvenin olmadığı bir ortamda insan olmanın nimetlerinden faydalanmak çok zordur. Fiziksel ve duygusal olarak tehlikede hisseden bir birey rahat rahat ilerleyemez.
Saygının bulunmadığı bir ortamda ise kollektif hareket etmek olanaksızdır. Saygısızlık ve kapalılık diyalogun önünü kapar. Paylaşım sadece sözde olur.
Bunlara bir de önyargılar eklenirse…
İletişim geyik muhabbeti, dedikodu, geyik muhalefeti, hava ve su eksenlerinde döner.
Gerekli gereksiz şeyler hakkında genel geçer dalga geçmek geyik muhabbetidir. Gerekli gereksiz üçüncü şahıslar üzerine bıcırdamaya dedikodu denir. Fikren karşı olunan insanlara veya topluluklara saygısızca bok atmaya geyik muhalefeti denir. Havadan sudan konuşmaktan nitelik bağlamında pek farkları yok zaten.
Madem o kadar konuşuyorsunuz, fikirlerinizin doğruluğudan bu derece eminsiniz, uygulayın. Orman bakanlığından bir milli park talep edin ideallerinizi uygulayacak. Veya Yunanlılardan ufak bir ada. Veya İstanbul’da bir yığın terkedilmiş bina var… İşgal edin bir tanesini.
İdealler kırılgan kavramlardır. Bu yüzden arkalarına saklanmak dünyanın en saçma hareketidir. İdeallerin önünde durulmalı ve ne pahasına olursa savunulmalıdır. Lakin insanımız seviyesiz iletişimlerini, sırf yalnız hissetmemek ve stresini atmak için herşeye yeğ tuttuğundan ideallerin arkasına bağdaş kurur ve muhabbetin tadını çıkarır. İdealleri de üzerine yıkılır.
Konformizm ve uzun vadede yarattığı yıkım ve biraz da atalet ya da her neyse.
Saygı duymamak da tamamen konformizmden zaten. Saygı duyarsak etkilenmek ve değişmek zorunda kalırız. Saygı duyarsak başkalarının fikirlerini umursamak zorunda kalırız. Saygı duyarsak düşünmek zorunda kalırız.
Karşısındakine saygı duyma konusunda Darwin’i mezarında döndüren bir insan muhalefet yapmaya kalkışınca ben kaygı duruşuna geçiyorum.
Uyumlu olmayı hangi ara öğrendiniz de muhalefet yapıyorsunuz.
Güven duymamak da konformizmden. Güvenirsek zarar görme ihtimalimiz artar. Güvensizliğimiz yüzünden hayatlarının baharında olan insanlar saçma sapan kompleksler yüzünden yaşamlarını kabusa çeviriyor. Ama güvenden doğacak acılar geçicidir. Melankoli ise kalıcıdır.
Evet o kadar küçüğüz. Dikenlere ve kabuklara ihtiyaç duyacak kadar. Maymun böyle olacağını bilseydi ağaçlardan hiç inmezdi.
Elbette herkes gelişimin özünde değişimin yattığını kabul eder. Ama değişimden korktuklarından mı yoksa tamamen epik avanaklar olduğundan mı bir şekilde gelişime kapanmışlar.
Bu da konformizmden aslında.
Olay ne kadar okuduğunuza veya tartıştığınıza değil ne kadar düşündüğünüze bakar. Tabi ”Hayat ne garip ya?” veya ”Ben…” bağlamında düşünmekten bahsetmiyorum. Onlar iç konuşmalar sadece. Bir güdümü yok. Bir değeri olduğunu da sanmıyorum.