Tiksinti Geldi Be!
Herkes muhalif ya, bu yüzden herkes süper aydın, herkes süper sanatçı, eleştirilerini yöneltiyorlar topluma karşı. Ama ben çok sıkıldım bu Gündelik Ofis Dedikodusu tadında toplumsal eleştirilerden.
Aydınlarımızın çapları o kadar büyük ki boyları o kadar uzun ki diplerinde bıraktıkları gölge kocaman. Ayrıca herkes uçlarda yaşıyor herkes süper bohem. Öyle ki uçlarda yaşadıkları yaşamı elde etmek için ışınlanmışlar veyahut orada doğmuşlar.
Geçiş o kadar hızlı olmuş ki, binaenaleyh toplumun dilini konuşamıyorlar, bu yüzden toplum onların dilini anlamalı, toplum onların dilini anlamak için kendini kendi kendine geliştirmeli, işte o zaman var ya cennet olacak burası. Yav kardeşim bırak ya, herkes eleştirir toplumu. Ama eleştirinin kalitesi bellidir. Çünkü toplumun yüzüne bakarak, onların anlayabileceği dilde duyabilecekleri şekilde söylemiyorsun bunları. Bu olguya ayrıca ”Mum dibine ışık vermez.” diyerek bir soluk daha getirebiliriz.
Demek ki neymiş, bakkala sepet uzatılarak anca ekmek ve sigara alınır.
Gayri ihtiyari, sırf serbest çağrışımdan aklıma geldi. Bağlaçları ayrı yazmak ve noktalı virgülü doğru kullanmak gibi eylemler ile karalanan şeylerin anca grameri düzgün olur. Fikrin sağlamlığıyla ve anlatım kuvvetiyle ve hatta fikir sahibinin edebi kişiliğiyle pek bir alakası yoktur.
Herkesin yanlış yaptığı bir yerde doğruyu yaparak asi olunur. En azından kendince yanlışa karşı bir doğru koymak şart. Fakat bu bile yapılmıyor. Herkes bir yerde yazan dogmatik, fantastik ve egzantrik fikirlere kapılıyor. Düşünün be kardeşim biraz. Düşündükçe nesnel doğrulara yaklaşırsınız. Ama herkes Platon’u hatmetmiş, hafızlamış daha başka bir şey duymalarına gerek yok.
Yoksa azıcık cesareti olan veya biraz eğlenmek isteyen herkes asi olurdu. Bunun yerine bu kişiler sadece asi olduklarını iddia ediyorlar. Şıpığımı yalarsınız efendim. O kadar kolay değil, farklı olmak. Zaten farklı olmak diye birşey yok, ancak fark yaratabilirsiniz. Yarattığınız fark bir işe yaramıyorsa bu düpedüz beyin tembelliğidir zaten.
Şımarıklığa tahammülüm kalmadı benim. Asilik sorumluluktur, sorumluluktan kaçmak değil. Akıntının yönüne ters gitmektir, güç gerektirir, bu güç ancak ve ancak akılla sağlanır. Beyni tembel olan bir insan asi olamaz bence bu yüzden.
Yoksa ne için karşı çıkılır bir şeye. Karizmatik diye bir duruşu kabuk gibi giymek.
Sonsöz: Günümüzde hala kullandığımız ”Anti” edatının Klasik Yunancadan günümüze gelmiştir. Bu dildeki karşılığı aslında ”Yerine”dir. Bu açıdan karşıtlıktan çok değiştirmeye endekslidir. Değiştirmek ancak daha iyisiyle değiştirildiği zaman bir anlam ifade etmiyor mu, sizce? Eğer böyleyse önce anti-ego oluşturun ondan sonra eleştirilerinizi dünya ile paylaşın.
Henüz geridönüş yok.